Fıtrat “Öze Dönüş”

Öze Dönüş “FITRAT

Fıtrat(Öz): Bir şeyi başlangıcında yarmak, kazmak anlamına gelen ve “fatr” kökünden türemiş olan fıtrat kelimesi “ilk yaratılış” manasına gelir. Yani mutlak yokluğun yarılarak içinden varlığın çıkmasıdır. (Yaradılış, Hilkat, İlk Yaradılış, İlk Varlık Hali) (Kaynakça: Wikipedia)

O halde yüzünü samimiyetle ve tamamen bu dine çevir, Allah’ın fıtratına çevir ki O insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din (budur) fakat insanların çoğu bilmezler.(Rum 30)
Konunun başlığından da anlaşıldığı üzere sonradan yüklenilen; tüm fıtri yapıya ters düşen ahlaki ve fiziki durumlardan kopmak, vazgeçmek ÖZ’e dönmek..

Peki, neden Öze Dönüş? 
Her bireyin kendine özgü fikri, ideolojisi ve ilmi elbet mevcuttur.. Buda insanın kendi yaşayış biçimini yani dinini temsil eder. Ama ne yazık ki edinilen bu ilimlerin bir çoğu sonradan insanlık tarafından var edildiği için kişinin fertsel hayatı insanlığın özünü temsil etmek yerine yıkıcı, düzensiz, bozguncu bir varlığı ortaya çıkarmıştır. Bu aykırı düzenin varlığına olanak sağlayan bizler beraberinde Dünya üzerinde bulunan tüm yaşamsal etkenlerinde ömrünü olumsuz yönde etkilemekteyiz.

Bundan ötürü yaradan insanlığının felahını amaçlamak için elçi ve kitaplar göndermektedir. Bakınız elçi ve kitap hiçbir daim son bulmayacak iki unsurdur. Yani asırlarda geçse bu iki ibare işlevini yitirmeyecektir.. Çünkü insanlık Fıtratına dönmek zorunda aksi takdirde insanlık kendi kıyametini gerçekleştirecektir.

İnsan’ın Yaratılışı (Fıtrat’ın Doğuşu)
Bknz. (Ali İmran 59, Secde7, Nahl 4, Secde 7, Ali İmran 67, En’âm 2, Hicr 26-28, Yasin 77, İnsan 2…)

Çok ilginçtir ki insanlığın yaratılışında iki ana materyal ele alınmaktadır. Bunlardan ilki Yasin 77 ayetinde ki insanlığın meniden(sudan, sperm) yaratılması, diğeri ise Taha 55 ve Hicr 26  ayetinde ki topraktan/balçıktan yaratılma durumu…

Olduğu gibi alınırsa eğer bu duruma göre iki farklı tip yaratılma durumu söz konusudur. Ki bu da ilk yaratılanlarla sonradan yaratılanlar arasındaki tek farkı ortaya çıkaracaktır. “Yaratılış süreci”

Ayrıca ilk yaratılan insanların, sonradan yaratılan insanlar ile arasında farklı olmalarına olanak sağlayacak iki durumu da ortaya çıkacaktır.,

Yani ilk yaratılanlar; hem toprak, balçık gibi yapıyla birebir münhasır olacak. Hemde yoktan varolacaklardır. Sonradan yaratılanlarda ise herşey bir döngüye bağlı kılınarak bir çiftin birleşmesi sonucunda meydana gelecektir.

Peki merak ediyorum iki ayrı yaratılış evresine rağmen her iki varlıkta da ana materyal olarak toprak mevcut mu ?

O da şöyle spermi oluşturan bileşenler incelendiğinde sırasıyla; Vitamin C, Kalsiyum, Fruktoz, Magnezyum, Fosfor, Vitamin B12, Çinko vs bulunmaktadır.. Bu bileşenler topraktan çıkan gıdalardan temin edilmektedir. Ki buda “her insan topraktan yaratılmıştır” tezini çürütmeyecektir.

Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Müminun 12-14), (İnsan 2), (Mümin 67-68), (Kehf 37-38)

Kısaca insanın yaratılış evresi;

  • Toprak
  • Su (Meni)
  • Alâk (Embriyo)
  • Et Parçası (Deri)
  • Bebeklik
  • Ergenlik Çağı(Çocukluk-Gençlik)
  • Olgunluk
  • Yaşlılık, gibi gelişim süreçlerini sırasıyla geçirmektedir. Ki bu evlerin her biri birbiriyle ilintilidir. Yani bir önceki evre diğer bir evreyi etkilemektedir. Bknz (Hac 5)

Yaratıldıktan Sonra “İNSAN”ın Durumu

Anne karnında surete bürünen her insan yeryüzüne ilk indiğinde doğa ile uyum içerisindedir. Dikkat edilirse eğer; Doğan her insanın İlk nefes alışları, ilk süte(yeme ihtiyacı) bağlanışı, ilk yürüyüşü(sorumluluk), ilk konuşması(iletişim) gibi durumlar doğa üzerinde yaşayan her varlığın geçirdiği evrelerdir. Yeryüzünde insan ile birlikte insan dışındaki her varlık da bu evrelerden geçer ve akıl irade sahibi olmadığından ötürü hayatını aynı hal üzere yani beşer olarak devam ettirir. Ama insanlık için aynı durum söz konusu değildir. Çünkü insan sonradan akıl ve iradeyi keşfettiğinden ötürü sorumluluk almaya, hayatını aklı ile çözümlediği inançlara göre yaşamaya başlar..

O zaman şunu diyebiliriz İnsanlık aklı ve iradeyi yüklenene kadar beşerdir

Ayrıca aklı edinen her insan beşeriyetini kaybetmiyor, aksine akıl ve beşeriyet birbirleriyle sürekli bir savaş içerisindedir. Sadece aklını kullanmayacak her birey diğer canlılardan farksızdır. İsterseniz bir hayvanı da, beşeriyetin etkisi altındaki bir insanı da aynı yere hapsedin sergileyecekleri hal ve hareketlerin farksız olduğunu göreceksiniz..

Bununla birlikte yaratılan her varlık yaratanın belirlediği sınırlar içerisinde hüküm sürmektedir. Ki örnek vermek gerekirse her varlık yeme, içme, uyuma, bebeklik-çocukluk-gençlik-olgunluk-yaşlılık (Rum 54) gibi evreleri/durumları ellerinde olmaksızın yaşamak zorundadırlar. Buda belli bir sınıra mahkum bir varlık yapısını ortaya çıkarır. O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr 24), (Rum 26), (Rahman 6) vs.

Allah insandan Ne İstiyor?

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zâlimdir; çok câhildir.(Ahzap 72)

Ayette dikkat çekici iki terim var? İlki Emanet diğeri ise Sorumluluk.. Peki Allah insana neyi emanet etti ? Ve neyden sorumlu kıldı ?

Emaneti şu şekilde inceleyebileceğimizi düşünüyorum;
Fizyolojik açıdan bakıldığı zaman; İnsan var olduğu ilk andan şu vakte kadar yeryüzünde bulunan tüm varlıklardan sorumlu tutulmuştur diyebiliriz. Yani Halifelik.. Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tesbih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim (Bakara 30) Bknz; Yeryüzünde herşeyi sizin için yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip onu yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi Bilir.(Bakara 29)

Allah insanlığa, yeryüzünde ve gökyüzünde olan her varlığı emanet etme, yani yeryüzünü idare etme yetkisini vermektedir. Allah verdiği bu emanetin ardından insandan sorumluluk beklemektedir. Ve bu sorumluluk, insanlığın yeryüzüne inişinden-ayrılışına kadar insanla birliktedir. Yani ya emanete riayet edecek yada emanete ihanet edecektir.

Ki zaten insanlığın çoğu bu sorumluluğu/emaneti sonradan reddeder. Şimdi bir kaçınızın nasıl olurda yeryüzünü idare etme yetkisini reddediyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Hayır hayır insanoğlu kesinlikle yönetimi inkar etmiyor. İnsanoğlunun inkar ettiği kısım yönetim biçimidir. Ki çoğu yönetim biçimini kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleştirmektedir. Oysaki Allah yönetim biçimini İslam’i sınırlar içerisinde olması gerektiğini sürekli deklare etmektedir. Onlar ki, söz verip andlaştıktan sonra Allah’a verdikleri sözü bozarlar. Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.(Bakara 27)

Anlaşılacağı üzere yeryüzünde var olan tüm nimetler insanlık için yaratıldı.. İnsanlığın Islahiyetini düşünen Rabb diğer yandan var ettiği sistem içerisinde insanlığın yıkıcı, darp edici, zarar verici (zulüm, zalimlik sıfatı gibi) unsurlar taşımasını istemiyor.. Yani size yeryüzünde istediğiniz şekilde yaşamanıza ve yeryüzünü yönetme iradesini veriyor ve bununla birlikte emaneti doğru değerlendirmenizi de istiyor. Bu emaneti doğru değerlendirme sanatını da indirdiği Kitap ve Elçilerle  insanlığa yani bize iletiyor/hatırlatıyor.

Gerçekleşecek bu halifelik döneminde en önemli unsur akıldır. Aklı kullanabilme yönetebilme, halifelikte önemli bir yere sahip olacaktır. Çünkü dünya üzerinde insanın karşılaşacağı her olay/durum sadece aklın çözme yetisine sahip olacaktır.

Bknz: (En’âm 32)(Mü’minun 5), (Bakara 177), (Bakara 177, Bakara 44), (Bakara 44)…

KENDİNİ BİLEN RABBİNİDE BİLİR

İmam Ali’ye ithafen çok güzel bir nükte rivayet olunur. “Kendini Bilen Rabbini de bilir”

Şunun inancındayım bir yapının işlevini idrak etmenin çözümü o yapıyı inşaa edeni tanımaktır.

Misal; bir sanatçının bir resmi kâğıda dökerken nasıl bir yapıya sahip olduğunu görebilirsiniz. Eğer ki sanatçı fırçayı kağıda sert vurmuşsa dobra, çekinmeyen, cesaretli, kendini olduğu gibi dışa vuran bir yapıya sahiptir. Yahut fırçayı titretmişse yanlış yapmaktan korkan, tedirgin, girişimsiz bir yapıya sahiptir. Veya fırçayı genellikle koyu renge barındırıp kullanmışsa içine kapalı, sürekli stres sıkıntı yaşayan bir yapıya sahiptir. Tabi ki İnsanı Allah ile eşdeğer ve benzer tutmuyoruz. Ama hayat sürecinde aldığımız her kararı mantıksal bir süzgece tutmamız gerekiyor mu?.

Allah yeryüzünde insan dâhil tüm yaratılanlar üzerinde sanatını konuşturmuştur. Bu nedenle yeryüzünde nasıl bir işlev gerçekleşiyor, nasıl bir sistem üzerine yeryüzü şekilleniyor gibi sorular ile Rabbin nasıl bir yapıya sahip olduğunu çıkartabiliriz. Bunun bize getirisi ise, Allah’ın insandan ne istediğinin, niçin yaratıldığımızın vs. gibi sorularında cevabını verebileceğini düşünüyorum.

FITRAT (ÖZ’E DÖNÜŞ)

En başta da dediğimiz gibi; insanlığın sonradan yüklendiği; tüm fıtri yapıya ters düşen ahlaki ve fiziki durumlardan kopmak, vazgeçmek ÖZ’e dönmek..

Şuana dek İnsanın Yaratılışı, Yaratıldıktan Sonra “İNSAN”ın durumu, Allah insandan ne istiyor, Kendini bilen Rabbinide bilir konularına özetle değindik..

Ve şunu diyebiliriz; İnsanlık rahimlerde iken Halifelik(Yönetebilmek, İdare Edebilmek veya Rabbim hükümlerini yeryüzünde yaşatmak) için Rabbe söz veriyor.  Bu ahitleşme durumu Araf 172. Ayete göre insanlık bir dişinin rahimlerine düşmeden önce gerçekleşiyor. Sonrasında ise yaratılış evreleri başlıyor.

İnsan ve diğer varlıklar bir ölçü, bir düzen üzerine yaratılıyor. Yani yeni doğan her canlı, Allah’ın anayasasına göre şekilleniyor. Bu süreç ile birlikte insanı diğer canlılardan ayıran ana mihenk ortaya çıkıyor. Yani “İRADE”.. Diğer bir adıyla Özgürlük… Bu da istediğini yapabilme, gerçekleştirebilme veya meydana getirme olgularını doğuruyor. Evet İnsanlığı diğer canlılardan ayıran tek fark “AKIL” Bu farkın getirdiği iki ana durum; ÜSTÜNLEŞME ve AŞAĞILANMA..! (Saffat 154-156), (Kalem 36)

İnsan yaratıldıktan sonra; Kendisine iki ana olgu yükleniyor. Bunlardan biri insanı ahlaki yöne yani kendisine, fıtratına, Allah’ın yarattığı düzene çekiyor.. İkincisi ise aykırılığa, düzensizliğe, yasaklara, sınırlara, zarara ve yıkıcılığa itiyor.

Allah’ın bu kitap bir hatırlatmadır, ayetlerinin indirmesini de buna bağlıyorum, Aslında Kuran insanın içine gizlenen bir kitaptır. Hakkı adaleti, huzuru, barışı, kardeşliği yani iyiliğe yorulacak ne varsa insanın içerisinde mevcut. Kuran insanın içerisinde varolan bu kısmı ön plana çıkarmakta sadece yardımcıdır. Zaten böyle bir durumun gerçekleşmesi fıtratın yeniden insanlığın kendisinde filizlendirilmesine olanak sağlayacaktır.

Sonuç Olarak;
Çocuk olmak.. Evet çocuk olmak her olgun bir insanın belki de istediği tek şey.. Hiç fark ettiniz mi çocuklar asla yalan söylemez, insanları öldürmez, hiçbir insanı kovmaz yurdundan çıkarmaz, zina etmez, kimsenin hakkını yemez, gasp etmez, fitne bozgunculuk için çıkartmaz. Aslında bu gibi hal ve davranışları sonradan edinirler.. Bu davranışları ahlak edinirlerken sizi ve etrafınızda ki insanları gözlemlerler.

Çünkü çocuklar temizdir, saftır, daha hiçbir kötü veri yüklenmemiş kişiliklere ve her zaman öğrenici yapıya sahiptirler. İyimserdirler, Duygusaldırlar.. Vicdanları yıpratılmamış çok narin bir yapı ile donatılmışlardır.. Ve biliriz ki çocuklar Evrensel olarak masumdurlar. Peki hiç fark ettiniz mi ? Tüm çocuklar yetişkinler tarafından şefkate maruz kalırlar, çünkü insanlık Fıtratına her daim özlem duymaktadır.

Evet Fıtrat; hiçbir kötülüğü edinmemiş temiz kişiliklerdir.. Yaratana ve yaratılanlara olan sevgisini içinde büyütmüş ve her an dilde, bedende, ruhta iyiliğin dirliği için savaş veren kimselerin durumudur.

Son bir ayetle kapanışı yapalım;
Gökleri yedi tabaka (7 kat) olarak yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Haydi, bakışını çevir (tekrar bak), bir yarık (çatlak) görüyor musun? (Mülk 3)
Peki soruyorum size mükemmel ve kusursuz bir sanatçının kim olduğunu öğrenme zamanı gelmedi mi ?..

Selam ve Dua İle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.